Devrim Akkaya Kaçmaz

Devrim Akkaya KaçmazDevrim Akkaya KaçmazDevrim Akkaya KaçmazDevrim Akkaya Kaçmaz
  • Hakkımda
  • İletişim
  • Çakraların Psikolojisi
  • Yin Yoga Uzmanlık
  • Meridyen Teorileri
  • HealingYoga.Art
    • İçsel İnziva Kampı
    • HAZİRAN-İLİŞKİLER KAMPI
    • ERİL_DİŞİL KAMPI
    • Sistemik Ritüeller Atölye
    • Psiko-Spiritüel Kaynaklar
  • Blog

Devrim Akkaya Kaçmaz

Devrim Akkaya KaçmazDevrim Akkaya KaçmazDevrim Akkaya Kaçmaz
  • Hakkımda
  • İletişim
  • Çakraların Psikolojisi
  • Yin Yoga Uzmanlık
  • Meridyen Teorileri
  • HealingYoga.Art
    • İçsel İnziva Kampı
    • HAZİRAN-İLİŞKİLER KAMPI
    • ERİL_DİŞİL KAMPI
    • Sistemik Ritüeller Atölye
    • Psiko-Spiritüel Kaynaklar
  • Blog

Merhaba

Şimdilik eski yazılarımı aşağıdaki link'ten okuyabilirsiniz.

yazılar

İçimdeki Yin sesler – İçimdeki Yang sesler

Anatomik bir hikâye 🙂

Herkes bedenimizi dinlememizi öğütlüyor ama bize farklı dokularımızın farklı bir dili olduğunu söylemiyor.
Yin ve Yang tanımlarını anlatıyorlar ama sanki siyah ve beyaz gibi, birbirinden ayrı şeylermiş gibi sunuyorlar.

Oysa bunların göreceli kavramlar olduğunu; tanımların statik olmadığını; varoluşun döngüsünün temeli olduğunu ve bu döngünün %50–%50 gibi sabit bir oranla işlemediğini hatırlayalım.
Birbirinin içinden geçerek, ışıkla karanlığın dansı gibi değiştiğini, birbirine dönüştüğünü…
Ve ne zaman “dengedeyim” dediğimizde, tekrar o dönüşümün başladığını.

Yin ve Yang’ı tanımlamayı şimdilik sonraya bırakacağım.
Biraz bu dinlediğimiz, geveze ya da sessiz dokulara bakalım.

Kaslarımız içimizdeki yang dokulardır.
Tanım gereği hareketi severler, tekrarı severler; kanlı canlı, neşeli, aktif, Cuma gecesi ateşi gibi dokulardır.
Onlar için koşmak, dans etmek, yang yoga pozları yapmak acayip keyiflidir.

Hızlanınca rahatlarlar.
Elastik dokulardır.
Onları mutlu edersek, onlar da bizi mutlu eder:
yüzümüz kızarır, kalp atışımız artar, canlılığımız yükselir.

İçimizdeki yin dokular, yani bağ dokuları, aceleye gelmez.
Ligamentler, fasya, eklemler…
Onlar için zaman çok önemlidir.

Yavaşça bırakırlar kendilerini.
Biraz görülmek isterler, biraz dikkatin onlara yönelmesini isterler.
Kaslar kadar aktif değillerdir; biraz sessiz, hatta çekingen diyebiliriz.

Siz hareket ederken, hareketin biraz yavaşlamasını, durmasını, sakinleşmesini beklerler ki devreye girebilsinler.
Ve onlar devreye girdiğinde, yavaşça ve nazik bir şekilde kendilerini salarlar.

O yüzden Yin Yoga’da pozda kalırız.
Geveze kaslarımızın sessizleşmesi ve çalışma yönünü bedenin daha sert dokularına bırakması bir güven ve teslimiyethâlidir.

Bekleriz.
Sanki bir şey olmuyormuş gibi gelir önce.

Modern insan için hareketsizlik neredeyse ölümle eşdeğerdir.
Bazılarımız için bu bekleyiş çok zorlayıcıdır.
(Fiziksel katmandan öteki katmanlara geçiş başlamıştır.)

Beden yeterince güvende hissederse;
dışsal destekler ve içsel desteklerle, sinir sistemi bu sinyalleri aldığında gevşeme başlar.
Beden daha derin bir yere geçer.

Yin Yoga bir esneme pratiği değildir;
bir zaman pratiğidir.
Zamanın gücünü ve yerçekiminin bilgisini kullanarak bedene adım adım ulaşmanın bir provasıdır.

Dolayısıyla bu hemen olmayabilir.
Oluş hâlinin de bir zamana ihtiyacı vardır.

Peki bu aşamayı geçtik.
Güvenli ve destekli bir hâlde, sinir sistemi artık “gevşeyebilirsin” sinyalini dokulara verdiğinde ne olur?

Asıl hikâye orada başlar…


22 Ocak 2026

Bana kompresyonunu söyle ,sana kim olduğunu söyleyeyim

Her beden farklı , her beden kendine özel. Beden farklılıklarını -bize dayatılan şöyle olmalı, şu kadar çalışırsan buraya ulaşırsın halinden -bir kusur olmaktan öte gördüğümüzde, o bedenin kendi öz farklılıklarını anladığımızda, yepyeni bir yaşam ve yepyeni bir yoga algısı oluşmaz mı?


Fiziksel pratikte hertürlü çabanın emeğin, disiplinin ötesinde gelip geleceğin sınırına dayanacağın aşamayacağın bir yer var. Kemikler:) Kemiklerin yapısı , şekli , yaradan tarafından sana verilmiş oluş hali. Yin Yoga eğitimlerinde -kompresyon – diye tanımlıyoruz ilk günden.


İşte bence o sınıra ulaştığında çok felsefik bir şey başlıyor.Kendin ile yüzleşme yerin orası . O ana kadar dışardan yönlendirildiğin bir pratiğin içindesi. Ki bu tarz pratikleri de çok önemsiyorum. 


Gücünü dengeni bulabilmen içindeki ateşi, yaşamın ileri gitme arzusunun bulunduğu, seni uzay ve zaman algısı içinde var olabilmen için yaşamda kalma içgüdünü tetikleyen pratikler ve bazen de çok keyifli ve eğlenceli. Buraya kadar her şey çok güzel, olgunlaştığın bir noktaya geliyorsun. Sana söyleneni yapıyorsun , keşfediyorsun, bağ kuruyorsun.



Sonra birşey oluyor. Bir an geliyor, pratiğin bir şeye çarpıyor. ( bazen bunu yaşamda farklı alanlarda da yaşıyorsun. belki ilişkinde, belki işinde ama ben şimdilik beden üzerinden anlatmaya devam edeceğim. 


Nerde kaldık, ha evet , o an geldi, bir şey senin tüm çabana rağmen seni ilerletmiyor, deniyorsun, daha fazla daha fazla, nefes alıyorsun, bedenini daha da zorluyorsun ama nafile , gitmiyor, o femur kemiği istediğin kadar dışa dönmüyor, sen lotusa oturamıyorsun. 


Ama azimlisin, femurun dönmüyorsa bakıyorsun başka bir eklemin daha var , dizinden açmaya çalışıyorsun, ah evet azıcık benziyor mutlu oluyorsun, öğretmenim bana bak bende yaptım  beni de sev beni de gör diyorsun ama birsüre sonra dizin ağrımaya başlıyor, hay allah neden oldu ki bu şimdi, hani çok çalışınca olacaktı…



Herneyse burda bahsettiğim şeyleri anlıyorsunuz zaten ama diyeceğim o ki , işte o kompresyon anına geldiğinde hayatta uygulamanda çok önemli bir noktaya gelmiş oluyorsun. 


O an büyülü bir an. O an gerçek benliğinle, kendi hikayenle tanışacağın an. O anda yanlızsın ve yanlız yürüyeceksin. Kendi derinliklerine, kemiklerinin , bağ dokularının içine gireceksin, ondan öncesi deri idi, yüzel idi kas idi pek de güzel idi ama daha dış dünya ile bağ kurduğun yerler idi. Kemiğe , bağ dokuya fasyaya geldiğinde ise iç dünyan ve derin karman ile bağ kuruyorsun.



Ama unutmaki o kompresyon anına seni getiren de öncesinde yaptığın tüm çalışmalar. Yang olmadan yini bulman mümkündeğil. Biri birinden iyi yada üstün değil.Sürekli bir dans içindeler birbirlerini yaratıp değiştirip, dönüştürüp, yok edip ,yeniden yaratıyorlar



O kemiğin sınırının o olduğunu anladığında işte birşeyler olamaya başlıyor. Önce duruyorsun, yapma, etme, zorlama çabanı bırakıyorsun ve bekliyorsun. Bekliyorsun ki yaşam önüne açsın senin gizemli geçmişini, senin gizemli topraklarındaki hikayelerini, o hikayelerin sadece dış dünyada fotoğraflarda değil , tüm bedeninde hücrelerinde aynı zamanda.


 İşte o büyüme yolculuğu , toprağa, yerçekimine teslim olma yolculuğu içinde kendi özünü buluyorsun. İç okyanusunda yüzmeye başladıkça herbir beden parçanın hikalerini dinliyorsun, organlarını ziyaret ettiğinde bir bakıyorsun ki tüm atalarını da ziyaret etmişsin.


Ahh anlatamam nasıl da bilge bir varlık beden. O organlar arasındaki işetişim, işlev, bunu bir anlasan tekrardan, kalbin akciğerinle beyninle nasıl da muhteşem bir uyum içinde, böbreklerin kalbinle nasıl iletişim halinde, hayran kalırsın, şükredersin, boyun eğersin, teslim olursun yaradılışın bu büyük ve görkemli haline.



Neyse sabah sabah gaza geldim yine:) Ben çok seviyorum, kendimden geçiyorum tüm bunları öğrendikçe öğrettikçe.


Bedenle kurduğumuz felsefik bağın yaşamla da kurulan bağ olduğuna inanıyorum. O yüzden hertürlü pratiği çok seviyorum.


Yin , Yang …Bedeni harekete geçiren ne olursa. Tek itirazım, herşeyin herkese aynı oranda iyi geldiği yada iyi gelmediği … Herşey ve herkes diye bir genellemeye itirazım var. 


Çünkü dışadan ne kadarda aynı görünsek, her beden farklı her birey farklı ve kendi biricikliği içinde bu yaşamı deneyimliyor.


Neyse Yin’iniz ve Yang’ınız eksik olmazın. Biri olmadan ötekinin var olamayacağını da şuraya ekleyelim:)


Namaste

Not: Fotolar için http://paulgrilley.com/bone-photos/


Haziran 2019 

Ortada Yoga Öğrencisi Kalmamış . ’Herkes’de Yoga Hocası Olmuş Canım...


Kızgınlıkla söylüyor bana sohbetimiz sırasında, “değil mi ama ya? bu işin de bir adabı var, herkes hoca olmamalı bence” diyor. “Arkadaşlarım var mesela, hayatına bakıyorum kimse ile doğru düzgün ilişki kuramıyor, öfkeli bir insan ama 6 ayda yoga hocası oldu ve şimdi ders veriyor ve ortalıkta öylece dolaşıyor…” diyor.



“Bence bir mahsuru yok, bence herkes yoga hocası olsun zaten” diyorum. Hoşlanmıyor, konu kapanıyor ve ben ağaçlara bakıyorum, o da önündeki fincana ve kahvesinden bir yudum daha alıp fincanı kapatıyor, “fal bilirsin sen kesin” diyor, “yok diyorum, bilmem…”


Bir kere mesele Yoga değil, mesele Hocalık değil, mesele “olmak”ta…

Yogayı bir şey ya da biri olmak için mi öğreniyorsun? Şu ana kadar ki hayatında olamadığın, olduramadığın. Olduramadığın şeyleri sorgulamadan, sadece yoganın parlayan çevresinde mi olmak istiyorsun?



Bu mesele uzun uzun üzerinde düşündüğüm bir mesele, neden yoga hocası oluyoruz? Ne işe yarıyor ve hocalığı ne amaçla yapıyoruz? Öncelikle herkes neden yoga hocası olsun istiyorum ve herkes neden tabii ki yoga hocası olabilir onu anlatayım.


Birincisi çok teknik yaklaşacağım. Yeni bir şey öğrenmek için bir okula gidersin, senden deneyimli ve yıllarını o işe adamış birinden bilgileri yavaş yavaş öğrenirsin, derslere katılırsın, kitaplar okursun, sonra dersleri izlersin, notlar alırsın, ders verirsin… 


Bu süreç bazı eğitimlerde aylarca sürer. Bazı eğitimlerde ise daha yoğun bir şekilde bilgi sana aktarılır ve sonra sen yoluna yalnız devam edersin, artık bilgin vardır ve o bilgiyi deneyime dönüştürme yolun…



Dolayısı ile 200 saatlik hocalık eğitimlerimizde yaptığımız şey ilk olarak öğrenciye destek sağlamaktır. Aynı aşçılık öğrenmek istediğinde bir okula gidip yavaş yavaş öğrenebileceğin gibi. 


Neden yoga öğrenmek istediklerinde insanları eleştiriyorsun ? Kimse anasının karnından yoga hocası olarak doğmadı, hepimiz başka deneyimlerden, işlerden, ordan burdan geldik ve bu yola gönül verdik ve hepimiz birilerinden ders aldık ve yukarıda bahsettiğim aşamalardan geçerek , on bin saat yoga yaparak hoca olduk… Dolayısı ile evet isteyen herkes ‘teknik’ anlamda yoga hocası olabilir, bunda bir mahsur görmüyorum.



İkincisi güvenli bir eğitim aldıysan, yani hocanda anatomi, felsefe v.s konusunda yeterince yetkinse (ki yetkin olmak o havalı kasların İngilizce ve Latince isimlerini bir çırpıda söylemek yada havalı bir 3D programında bakın bu bizim hemstiringimiz demekle olmuyor).


 Zaten bir yoga hocasının bir doktor kadar anatomi bilmesi gerektiğini düşünmüyorum. Aksine bazen derslerde bu kadar anatomiden bahsetmek insanlarda ben bunları bilmiyorum, yapamam ya da yeterince iyi değilim, önce okuyup çalışıp öyle derse gelmeliyim gibi pek çok önyargı oluşturuyor…



Dolayısı ile anatomi de; yıllar içinde ve özellikle kendi bedeninin fonksiyonel işleyişini, biricikliğini, kendine özel olduğunu, her bedenin birbirinden farklı olduğunu, kemik yapını, bir pozu neden yaptığın değil de neden yapamadığın konusunda kendi iskelet yapını anlaman ve bir yoga pozunu oluşturan eklemlerin hareket biçimini ve kapasitesini iyice öğrenmekten geçiyor… Konu dağıldı, ne diyeceğimi unuttum… 


Şunu diyeceğim ki ilk hocalık eğitiminde öğrendiğin anatomiyi zaten unutuyorsun ama pozlarındaki yansımasını hatırlıyorsun, kasın ismini bilmesen de işlevini hatırlıyorsun ve zamanla ders vermeye başladıkça, başka bedenler görmeye başladıkça, anatomi bilgilerini sürekli ve sürekli tekrar ediyorsun, öğrenme böyle böyle gerçekleşiyor.



Üçüncüsü ve en önemlisi şu ki; yoga istesen de istemesen de senin hayatında bir dönüşüm başlatıyor! Bu dönüşümü belki başta pek anlayamıyorsun. Hele ki zannediyorsan ki hoca oldun diye “dışardan bir parlak ışık gelip seni dönüştürecek, arındıracak, herkese yogayı yayan bir savaşçı olduğunda, yoga yapmayanları küçümsediğinde ya da yogayı her şeyden tamamen soyutlanmak için yaptığında yani seni zenginleştirecek ve genişletecek bir öğretiyi, tam tersine kendini hapsetmek ve kendine ördüğün duvarların içine sımsıkı kapatacak şekilde kullandığında” olmuyor elbette. 



Ya da yıllardır olmak istediğin kişiliğin rolünü oynamaya başladığında! Harika kadın, müthiş bilge, her şeyi bilen çözmüş küçük Buddha, ilişki koçu, yaşam danışmanı, hayat dersi veren hoca, kendi dışındaki her şeyi ve herkesi değiştirmeye çalışan, insanların kendileri ile ilgili atmaya çalıştıkları cesur adımları göremeyecek kadar kalbi kapalı spritüel kibir…



Şöyle oluyor; yol benim, yolcu benim, yola girdim, yoldan geçerek yine yolun başına döneceğim” dediğin anda, meditasyona oturup kendi kişisel hayatını sorgulamaya ve gözlemlemeye başladığın anda dönüşüm başlıyor. Ha belki bu sırada hala derslerini vereceksin (ki vermen lazım) ki kendi hocalık yolculuğunda, matın üzerindeki duruşunla, yine kendine dair bir gözlem içinde olasın. 



Buradaki en önemli soruda şu oluyor? Bu matın üzerindeki kim? Ne yapmak istiyorum? Yoga hocası olarak hangi kimliği benimsiyorum? Kendi sesim mi bu konuşan? Yoksa gölgelerim, korkularım, beğenilme isteğim, onaylanma isteğim mi? Kelimeleri nasıl kullanıyorum? Kontrol için mi? Güvenli sınırlar çizebilmek için mi? İnsanlarla ilişkilerim nasıl? Öğrenciler için mi ders veriyorum? Yoksa kendim için mi? Ben, ben ve ben… Yani matta hoca olan sen ve etrafında onlarca mini sen varken verdiğin derslerden ne öğreniyorsun?



Bak kendi deneyimimden anlatayım; yıllarca ders verirken tek amacım iyi bir ders vermekti, kendimle öyle meşguldüm ki yani iyi bir ders vermek, en doğrusunu yapmakla. Asla hazırlıksız derse gitmedim, her poz için saatlerce zamanımı harcayıp müzik parçaları hazırladım, notlarım, kitaplarım önümde derslerimi yaptım. Yani ilk aşamalarda hocalığı daha çok zihnimle yapıyordum, öğrenci ile pek ilgilenmiyordum, yani evet onlara dokunurdum, savasana masajı yapardım ama beni asıl tatmin eden bir şeyi iyi yapmaktı…



Sonra bir gün bir derste çok sevdiğim bir öğrencimden hocalık hayatımı altüst edecek ve yeniden kuracak bir şey duydum… Sıcak bir yaz günüydü, ben 2 yıllık hocaydım ve güzel güzel dersimi veriyordum, anlatıyordum, şöyle koy ayağını, gözlerin şurada olsun, omurgan şöyle ve kal orda, hisset, duyumsa, bak, et…

“Hocam bir susta hissedelim” dedi öğrencim aniden, “bir sus…” orda bir an her şey durdu, kala kaldım, o an saniyeler içeriyordu ama zamanın başka boyutuna geçmiştim ve durdum düşündüm. 



Ve derin bir oh çektim ve gülmeye başladım, gülmeye başladık ve dedim ki öğrencime “haklısın ve çok teşekkür bana bu kocaman dersi verdiğin ve kendimden özgürleştirdiğin için!” Oh be rahatlamıştım, yani her an konuşmak zorunda değildim ya tabi ki! Sadece elimden geleni, bildiğimi anlatıp, sonra alandan çekilmekti benim görevim. Kelimeleri kontrol için değil, aksine alan açmak için kullanmam gerektiğini o gün anladım ve hocalığa bakış açım tamamen değişti. 


Öğrencilerle daha çok iletişim kurmaya başladım, onları daha çok izlemeye, ne yaşadıklarından bağımsız olarak, sadece o deneyimin bir parçası olmaya… Sonra hayatıma tabi ki Yin Yoga girdi ve bana bambaşka bir bakış açısı kazandırdı, sadece yogaya değil, kendime ve dünyaya…


Neyse bu benim bir deneyimimdi, şimdi geri döneyim, neden herkes yoga hocası olsun isteğime….


Olun tabi, herkes olsun, çünkü sen öğrendikçe ve öğrettikçe kendini tanıyorsun! Hayatında bastırdığın ne varsa orda ortaya çıkıyor, kişiliğinde takılı kaldığın noktalar, çocukluk travmaların v.s v.s… Hele ki eğitimler sırasında hocanla kurduğun ilişki, eğitim sistemimizin tüm o üzerimizde yarattığı baskıya duyduğun tepki, çocukça hoca ile girdiğin çatışmalar (elbette otorite yada ebeveyn yerine koyduğun için oluyor tüm bunlar), hele hocanda da benzer eğilimler varsa çatışmaya dönüşüyor. 



Böyle hikâyeler çok duyuyoruz. Beni seviyor ya da sevmiyor bana böyle dedi şöyle dedi… Arkadaşım hocanın görevi seni sevmek ya da sevmemek değil, sana bilgisini aktarmak ve etrafında güvenli sınırlar oluşturmak. Ama tabi ki hoca konumunda olan kişi zaten kendi kişisel yolculuğunda olgunlaştıysa, meditatif bir yerden, kendi merkezinden seninle aktarıcı olarak ilişki kuruyorsa oluyor tüm bunlar, ama bil ki o da öğreniyor, o da seninle yaşadığı deneyimden öğreniyor ve üzerine düşünüp, kendi kimliğini (egosu diyelim mi burada), egosunu ayrıştırdığında, büyüyor, gelişiyor. 



Yani Hoca, Öğrenci ile arasından kendini çektiği zaman işte gerçek aktarım ve gerçek şifa başlıyor… Bu da zaman alıyor hepimiz için, aldı ve hala da öğreniyoruz… Tüm kalbimle inanıyorum ki; hoca öğrenciyi buluyor ve öğrenci de hocasını. Kimin eğitimine katıldığımız asla ve asla tesadüf değildir, illaki bize bir tarafımızı gösteren güçlü karakterlerdir hocalarımız, bazen olumlu bazen de olumsuz deneyimler yaşatmak, hayatın önümüze kendimizle ilgili öğrenmemiz gereken çok önemli bir dersi göstermek için çıkardığı kişilerdir bunlar ve eğitimdeki arkadaşlarımızda…



Onun için evet lütfen “Herkes Yoga Hocası Olsun!” Tüm kalbimle şunu söyleyebilirim ki kendinize yapacağınız en iyi şeylerden biridir yoga eğitimine katılmanız! 



Ha ama bilin ki sürecin sonunda ders vermekte var, ders vermemekte var. Bu ne istediğinizle ilgili ama şunu da bilin ki süreç sizi kendinizi sorgulamaya itecek, öyle ya da böyle… 


Ama ben sadece hareket yapacağım, başka bir şey istemiyorum deseniz bile bu olacak, o hareketin içinde olacak, zaten bakmayın başta teknik ve ruhani diye ayırdığıma, yoga öyle bir şey değil, matematik gibi öğrenilen bir şey değil, burada öğrenme spiral şeklinde, dönüp dolaşıp başladığın yere gelirsin, dersini alıp öğrenmen gerekeni öğrendinse aynı yola başka bir bilgiç ile devam edersin. Hayatın çarkı dedikleri de bu olsa gerek.



Bir de fiziksel katmanda yaptığın her şey, duygusal katmanda da, zihinsel katmanda da , seni etkiler, karbon kağıdı gibi… Asıl büyüsü de buradadır zaten, harika bir dersten çıkarsın, öfken sakinleşmiştir (kaynağı bitmemiştir belki) o harika dersler seni bir adım derine gidebilmen için hazırlar, fiziksel olarak güçlendirir ki, duygusal katmana yolculuk yaptığında en ufak fırtınada çökmeyesin… Böyle böyle olur işte, sen değişirsin, dünya değişir…



Ha bi de lütfen izin verme kimsenin sana ne olabileceğin yada ne olamayacağınla ilgili kendi kalıplarını dayatmasına! Bu hayatta her şey olabilirsin, yolu var yordamı var, en iyi olmak zorunda da değilsin o güzel kalbinle , o yola girmen tek mesele, kim belirliyor bu kuralları ki? Onlar kim , nerden konuşuyorlar, iyi bir hoca , ‘olmuş ‘bir hoca bilir ki paylaşırsan ancak büyürsün ve güçlenirsin. 



En uzak diye düşündüğün bir köyde bile insanlar ilçelerdeki merkezlerde yoga öğreniyor ya ! İşte en büyük zenginlik bu değil de nedir? Yoga sadece sana mı kalsın, yoga sadece senin kısıtlı alanına mı kalsın, bunu mu istiyorsun? O spiritüel kibirininin karanlık enerjisini insanların üzerine yayarak mı tatmin oluyorsun, bakkallarda , kıyıda köşede yoga yapılıyor diye eleştiriyorsun ya, wallahi ben çok mutlu oluyorum, zihnim bazen benden gayrı rekabet hissetse de , biliyorum ki ancak paylaşarak, ancak birbirimizi destekleyerek büyüyebiliriz, iyi olabiliriz, şevkat hissedebilir, burdan dünya değişir burdan ben değişirim.



Lütfen ama Lütfen izin verme kimsenin seni kısıtlamasına, yoga hocası mı olmak istiyorsun , söyleyeyim sana bak ben hayatımda hiç yoga yapmadan hocalık eğitimine katıldım ve o grup içinde ilk ders veren bendim. Ders ver yada verme , önemli de de değil, ama önemli olan denemen, araştırman, öğrenmen, genişlemen ve ordan da başkasına yaşamınla ilham olman…Kendi kendinin yoga hocası ol …r



Onun için yogayı neden yaptığını bir sor kendine, kendini var etmek için mi yoksa yok etmek için mi? Asıl mesele bu…


Namaste


Mart 2017 

Gerçek Kalçalı, Gerçek Yoga Hocası…

Geçenlerde bir öğrenci ile sohbet ediyorum, ikimiz de derse gireceğiz ve birden hocaların dış görünüşüne geliyor konu, ben diyor, bakıyorum diyor, bedeni nasıl, fit mi mesela, kalçası güzelse demek ki çok çalışmış diyorum,iyi hocadır yani diyorum,bir de hep mutlu neşeliyse iyi hocadır diyorum diyor,hoca dediğin hep mutlu olmalı başkasına örnek olmalı diyor, bedeni güzel değilse gitmiyorum o derse mesela diyor…


Tamam diyorum ben de , matıma geçip yoga mı yapıyorum…


Biliyor musun arkadaşım, seni hayal kırıklığına uğratacağım birazdan ama , yoga hocası dediğin sıradan bir insan. evet sıradan bir insan. senin gibi yani, hayatla senin gibi dertleri olan, sevgilisi ile kavga eden, metrobüste bazen yorgun olduğunda yaşlılara yer vermeyen , sabah kaltığında bazen canı hiç ama hiç yoga yapmak istemeyen, bazen ıslak hamburger yiyen, iki kadeh bişi içen, pilavın suyunu az koyunca dibini yakan,ara ara dedikodu yapan,bazen hayat ne güzel diyen bazen de herşeyden nefret ediyorum diyen…sıradan, normal, insani…


Bir de var ya , öyle giyinmek kuşanmak, organik çay içmekle olmuyor o işler.Biliyorum öyle olsun çok istiyorsun, ben de istiyorum, hap gibi olsa diyorum, belli kuralları olsa, onları yapsam, 3 workshopa katılsam , mala takıp, yeşil tozlar içsem ve birden arınsam, daha iyi bir insan olsam, hiç sinirlenmesem,arkadaşımın dedikodusunu yapmasam yada biri beni eleştiriğinde yüzümde dilimden önce ateşler çıkmasa diyorum, ama öyle olmuyor bu işler, değişmen dönüşmen için senin bunun sorumluluğunu alman gerekiyor. 



Aydınlanmak biraz da büyümek demek, başkasını suçlamadan, başkasına, bel bağlamadan,kurtarıcı beklemeden, tamamen ve tamamen kendi hayatının aydınlığının ve karanlığının sorumluluğunu almak ve bunun için işte o güzel kalçanı kaldırıp , o matın üstüne geçmen ve kafandaki tüm geçenleri, tepkilerini gözlemlemen demek, ve yine bir şey söyleleyim bu baya uzun bir zaman alıyor, ben 15 yıldır bu alemin içindeyim:) fena da gitmiyorum ama hala gidecek çok yol var, yavaş yavaş oluyor merak etme…yolda birçok arkadaşın oluyor, sen düştüğünde elinden tutup seni kaldırıyorlar, acı çektiğinde senin o acıdan öğrenip büyümen gelişmen için etrafında bir çember oluşturuyorlar, çok yaklaşmanın gerekli olmadığını biliyorlar, sadece senin kendi acınla olgunlaşman için orda oluyorlar… 



Öyle oluyor ki içini genişletir  ve güçlendirirsen, zaten bedenin de güzelleşiyor inan, o kalçaların altında neler olduğunu anlıyorsun, bedeninin sana ne söylemeye çalıştığını anlıyorsun, yargıladıklarının kendin olduğunu anlıyorsun ve elbette olabildiğince organik ve temiz besin kullanıyorsun,şahane enerjileri olan malalar takıyorsun, temiz bir dilin ,geniş bir yüreğin oluyor giderek te genişliyo r ve evet daha az et yiyorsun yada hiç yemiyorsun, daha az içki içiyorsun ya da içmiyorsun ;

 eğer bunları birşeyi kapatmak için aşırı yapıyorsan onu farkediyorsun artık , kalbin kendi ruhunla bağ kurdukça ,dışardan bağ kurmak için kullandıkların artık hayatında olmuyor, gerek kalmıyor…



Bunlar sürecin doğallığında oluyor ve yürüdüğün yolda , attığın her adımda aydınlanıyorsun,güçü tarafların ve zayıf tarafınla gerçek bir insan oluyorsun;ve gerçek kalçalarınla gerçek bir yoga hocası oluyorsun…


Mart 2016 



Destekli